top of page
KONU BAŞLIKLARI
ÖLÜM

Ölüm

​                                                                                                                                                                KONU BAŞLIKLARI

Yüce Allah ölümün " Allah’ın Takdiri" olduğunu ve hiçbir şeyin bunun önüne geçemeyeceğini açık bir şekilde bildirmektedir.

 

Aranızda ölümü takdir eden biziz ve biz, önüne geçilebileceklerden değiliz. (46/60), (56/60)

Böylece sizin yerinize benzerlerinizi getirelim ve sizi bilmediğiniz bir alemde tekrar var edelim diye (46/61), (56/61)

Andolsun, ilk yaratılışı bildiniz, düşünüp ibret almanız gerekmez mi? (46/62), (56/62)

Şimdi bana, ektiğinizi haber verin. (46/63), (56/63)

Onu siz mi bitiriyorsunuz, yoksa bitiren biz miyiz?  (46/64), (56/64)

Dileseydik onu kuru bir çöp yapardık da şaşar kalırdınız.  (46/65), (56/65)

"Doğrusu borç altına girdik.”  (46/66), (56/66)

“Daha doğrusu, biz yoksul kaldık".  (46/67), (56/67)

Ya içtiğiniz suya ne dersiniz?  (46/68), (56/68)

Buluttan onu siz mi indirdiniz, yoksa indiren biz miyiz?  (46/69), (56/69)

Dileseydik onu tuzlu yapardık, şükretmeniz gerekmez mi?  (46/70), (56/70)

Söyleyin şimdi bana, tutuşturmakta olduğunuz ateşi, (46/71), (56/71)

Onun ağacını siz mi yarattınız, yoksa yaratan biz miyiz?  (46/72), (56/72)

Biz onu bir ibret ve çölden gelip geçenlerin istifadesi için yarattık. (46/73), (56/73)

Öyleyse ulu Rabbinin adını tespih et.  (46/74), (56/74)

 

Yüce Allah Ayetlerinde yaratmış olduğu bütün insanların bu Evrenin sona ereceği "Kıyamet" zamanına kadar Evren kapsamında özel bir yer olan Dünya ortamına "indirildiklerine" ve bu ortamda "belli" sürelerde (bir süre) kalacaklarına işaret etmekte, böylece “ölümü” onların yerine “benzerlerinin” getirilmesi ve bilmedikleri bir ortamda (alemde) tekrar var edilmeleri için “takdir ettiğini” açıklamaktadır.

Görüldüğü gibi bütün insanların bu dünyadaki varlıkları, Allah'ın insanı yaratmasından sonra “Şeytan” ile “İnsan” arasındaki “ilk” çekişme nedeniyle Allah'ın çok güvendiği İnsandan kendi serbest iradesi ile Şeytana galip gelmesini “beklemesinden” ötürü Allah tarafından takdir edilmiştir.

 

Buna göre Allah, Adem sonrasında "Takdir" ettiği sayıdaki insanların "Nesiller" halinde bu Dünya ortamına "İndirilerek" bu ortamında "Bir Süre" kalmaları, bu sürede serbest iradelerini ve "Akıllarını" kullanıp "Şeytan" etkilerine karşı koyarak Allah'ı "Anlamaları" ve Allah'a teslim olmaları için ölümü "Takdir Ettiğini" açıklamaktadır. İnsan dünyadaki idraki ile bilemediği bir alemde (Ahiret) bilemediği bir biçimde ve nitelikte yeniden yaratılacak ve Allah'ın kendisine olan güvenini ne derece yerine getirdiği dikkate alınarak o bilemediği alemde "İyi" veya "Kötü" bir yeni yaşama kavuşacaktır.

 

İnsanlar, ilk yaratılmaları ile ilgili olarak Kur'an ile bilgilendirilmiştir. Aslında önceki ilahi kitaplarda da bu konuda açıklamalar bulunmaktadır. Bu nedenle Allah insanlara devamlı olarak onları bilgilendirdiğini ve insanı ilk kez yaratmış olan "Allah’ın" öldürdükten sonra tekrar yaratabileceğini düşünerek ibret almalarını hatırlatmaktadır.

 

Allah ekilen ekinin bitmesi (Yeşerip büyümesi), suyun bulutlardan indirilmesi ve insanların yararlandığı en önemli unsurlardan olan ateşin elde edilmesini (petrol, gaz gibi) sağlayan ağaçların yaratılması gibi bazı örnekler vererek tüm insanları bunlardan "Yaratılış" ve "Yaratan" konusunda" İbret" almaya yönlendirmektedir. Allah tüm bunları "Dilemesi" halinde yararlanılamayacak bir şekle sokabileceğini de hatırlatarak, insanlara yararlandıkları ve faydalandıkları her şey için daima Allah'a muhtaç olduklarını fark etmelerinin ve Allah'ı saygı ve şükranla anmalarının gerektiğini açıkça bildirmektedir.

 

Burada özellikle günümüzde insan ile ilgili her alanda sorumsuzca ve hesapsızca kullanmakta olduğumuz "Petrolün" kaynağının ağaçlar olduğunu dikkate aldığımızda yapılan uyarıların ne kadar "Anlamlı" ve "Önemli" olduğu görülebilmektedir.

 

Hele can boğaza dayandığı zaman, (46/83), (56/83)

O vakit siz bakar durursunuz. (46/84), (56/84)

Biz ona sizden daha yakınız, ama göremezsiniz.  (46/85), (56/85)

Madem ki ceza görmeyecekmişsiniz, (46/86), (56/86)

Onu geri çevirsenize, şayet iddianızda doğru iseniz!  (46/87), (56/87)

 

Allah "Ölüm" anında insanın durumuna dikkat çekmektedir. Buna göre insanın "Can Boğaza Dayandığında" tamamen "Çaresiz" ve "Güçsüz" bir şekilde bakakalacağı belirtilmekte ve "Allah’ın" ve Ruhları almakla görevli "Ölüm Meleğinin" bu ölüm anında (Can Çekişene) herkesten çok daha yakın olduğu açıklanmaktadır.

 

Allah'a ve "Ahirete" inanmayıp "Allah'a" bağımlı olmadığını ve "Ceza Görmeyeceklerini" iddia eden veya düşünen insanlardan, şayet iddialarında doğru iseler ölmekte olan bir insanın "Bitip Tükenmekte Olan" hayatını geri döndürmelerini denemeleri istenmektedir. Ayet hükmü ile tüm insanlara ve özellikle inkâr ederek bir anlamda Allah ile iddialaşanlara tüm insanların bir şekilde öleceği hatırlatılmaktadır.

 

Allah, ölenin ölüm zamanı gelince, ölmeyenin de uykusunda iken canlarını alır da ölümüne hükmettiği canı alır, ötekini muayyen bir vakte kadar bırakır. Şüphe yok ki, bunda iyi düşünecek bir kavim için ibretler vardır. (59/42), (39/42)

 

Yüce Allah "Ölüm Zamanı" gelenlerin "Ölüm" anlarında ve henüz ölüm zamanı gelmeyenlerin de "Uykularında" insanların "Canlarını" beden yapılarından "Aldığını" açıklamaktadır. Buna göre insanların "Ölümüne Hükmedildiğinde" yani "Öldüklerinde" alınan "Canı" artık bedene geri dönmemekte, ancak henüz ölümüne hükmedilmemiş olanların ise, uykularında beden yapılarından “mecazi” anlamda alınan "Canları" aslında beden yapılarında "Bırakılmış" olmaktadır. Yani uyku hali insanın "Canı Alınmış" veya "Ölmüş" haline benzetilmektedir.

 

Ayette geçen "Can" ifadesi ile, insan ve diğer canlılarda yaşamayı sağlayan "soyut" bir "Unsur" olarak bir tür "Enerji" veya “Güç Unsuru” tanımlanmaktadır. Buna göre "Can", insanın bedenini oluşturan "hücresel" yapısı ile içeriğinde Allah'a ait duyguların, akıl ve nefis unsurlarının bulunduğu "Ruhunun" birbirleri arasındaki ilişki ve iletişimini sağlayan (hayatiyet veren) bir çeşit "enerji kaynağı" olarak tanımlanabilir.

 

Bu durumda "Canın Alınması” ile artık yaşamsal bir eylem yapılamadığı bir durumun anlaşılması gerekmektedir. Yani ölümüne "Hükmedilmiş" olanların "Ölümleri" anında "Canları Alındığında" beden yapıları artık yaşamsal bir eylemde bulunamayacak, fakat henüz ölümüne hükmedilmemiş olanlar ise uykularında "Canları" beden yapılarında bırakıldığı için yaşamsal eylemlerini sürdürebilecektir.

 

Ölüm anında bu enerji kaynağı devre dışı kalmakta ve "Ölüm" gerçekleşmektedir. Böylece "canın alınması" olarak ta açıklanan "Ölüm" olayı ile insanın beden yapısının tüm “işlevleri" durdurulmakta ve "Ruhu" şu anda insanların tam olarak bilemediği ve hatta yorumlayamadığı bir ortama çekilmektedir. Bu" çekilme" şu andaki bilgilerimize göre bir çeşit "ışınlama" olarak hayal edilebilir.  Bu durumda "Ölüm" ile insan Ruhu, Şeytan'ın eklediği duygular hariç olmak üzere, içeriğindeki maddi olmayan bütün unsurları ile birlikte insanın "biyolojik" yapısını terk etmekte ve bu yapıda artık hiçbir hayatiyet emaresi kalmamaktadır.

 

Buna göre "Canın Alınması" ile artık "yaşamsal" bir eylem yapılamadığı bir durumun anlaşılması gerekmektedir. Yani ölümüne "Hükmedilmiş" olanların "Ölümleri" anında "Canları Alındığında" beden yapıları artık yaşamsal bir eylemde bulunamayacak, fakat henüz ölümüne hükmedilmemiş olanların ise uykularında "Canları" beden yapılarında bırakıldığı için onlar uykuları sırasında bedenlerinde yaşamsal eylemlerini sürdürebilecektir. Bir diğer ifade ile insanın uyku hali "Canları" beden yapılarında bulunan bir tür "ölüme" benzetilmektedir.

 

Görüldüğü gibi, insanların ve diğer canlıların uyku hali bir çeşit "Ölüm" olarak tanımlanmaktadır. Böylece insanlara yaşamları boyunca her gün ölüp yeniden "Canlandıkları" hatırlatılmakta ve Ölümü ve Ölüm Sonrasının "Gerçekliği" üzerinde iyi düşünülmesi önerilmektedir. Zira Ayetlerde iletilen diğer gerçekler yanında her gün bedenen yaşanan ölüm ve diriliş deneyinden "Ders" alınması ve ölüm sonrasının hiçbir geçerli delile dayanmadan inkâr edilmesinin doğru olmayacağı ve ölüm sonrasındaki "Yeniden Diriltilme" olayının sanki "Uykudan Uyanılmasına" benzer şekilde gerçekleşeceği verilen bu örnekle bütün insanlara bildirilmektedir. Bu konuda diğer bazı Ayetlerde de açıklayıcı bilgiler verilmektedir.

 

Öldüren de dirilten de O'dur. (23/44), (53/44)

Her şeyin mülkü kendi elinde olan Allah'ın şanı ne kadar yücedir! siz de O'na döndürüleceksiniz. (41/83), (36/83)

İşte O, Allah'tır, O'ndan başka tanrı yoktur. Önünde de sonunda da hamd O'nundur, hüküm O'nundur ve ancak O'na döndürüleceksiniz. (49/70), (28/70)

O hem dirilten hem de öldürendir. O, herhangi bir işin olmasını dilediği zaman yalnız "Ol!" der, o da oluverir.  (60/68), (40/68)

Her canlı, ölümü tadar. Bir deneme olarak sizi hayırla da şerle de imtihan ederiz ve siz, ancak bize döndürüleceksiniz. (73/35), (21/35)

De ki: “Size vekil kılınan ölüm meleği canınızı alacak, sonra Rabbinize döndürüleceksiniz.” (75/11), (32/11)

Her can ölümü tadacaktır, sonunda bize döndürüleceksiniz. (85/57),  (29/57)

İman edip güzel işler yapanları, muhakkak ki onları, içinde ebedi kalmak üzere altlarından ırmaklar akan cennet köşklerine yerleştireceğiz. İyi işler yapanların mükâfatı ne güzeldir! (85/58), (29/58)

Onlar, sabreden kimselerdir ve yalnız Rablerine güvenip dayanmaktadırlar.  (85/59), (29/59)

Sadece O'na döndürüleceksiniz. (87/245), (2/245)

Dönüş yalnız Allah'adır. (89/28), (3/28)

Her canlı ölümü tadacaktır. Ve ancak kıyamet günü yaptıklarınızın karşılığı size tastamam verilecektir. Kim cehennemden uzaklaştırılıp cennete konursa o, gerçekten kurtuluşa ermiştir. Bu dünya hayatı ise aldatma metaından başka bir şey değildir. (89/185), (3/185)

Andolsun ki, mallarınız ve canlarınız konusunda imtihana çekileceksiniz; sizden önce kendilerine kitap verilenlerden ve müşriklerden birçok üzücü sözler işiteceksiniz. Eğer sabreder ve takva gösterirseniz, muhakkak ki bu, işlerin en değerlisidir. (89/186), (3/186)

 

Yüce Yaratan, "öldüren" ve "dirilten" olduğunu, "Bilinen ve Bilinemeyen Her Şeyin" yaratıcısı olarak namının (şanının) en yüce olduğunu, her şeyin mülkünün "Kendi Elinde" bulunduğunu, adının "Allah" olduğunu ve O'ndan başka tanrı bulunmadığını, buna göre bütün zamanlarda (önünde de sonunda da) saygı duyulup yüceltilmelerin, her şeye hükmetmenin (hakimiyetin) sadece O'na ait bulunduğunu ve bütün "yaratılmışların" ve bu anlamda bütün insanların ancak O'na geri döneceklerini (döndürüleceklerini) kesin bir şekilde açıklamakta ve bildirmektedir.

 

Burada Yüce Yaratan "İnsanlara" anne rahminde yüklemiş olduğunu (üflediği) açıkladığı "Ruh" ile ilgili olarak özel duruma işaret etmektedir. Buna göre Allah, Evren ortamında yaratmış olduğu tüm varlıklar arasında sadece "İnsanı" ilk olarak "gerçek ortamda" yarattığını, ona "Kendi Ruhundan" üflediğini ve bünyesindeki "Ruhu" fark edip "Allah" ile ilgili gerçekleri anlaması için onun yeryüzünde bir süre bulunmasını takdir ettiğini Ayetlerinde bildirmektedir.

 

Söz konusu "süre" tamamlandığında özel olarak görevlendirdiği ve Ayetinde "Melek’ül Mevt" olarak isimlendirdiği "ölüm meleği" tarafından "Ruhunu" bedenlerinden ayırarak "İnsanların" yeryüzündeki varlığını sona erdirdiğini (Öldürdüğünü) belirtilmekte ve böylece "ölüm" gerçekleştikten sonra bütün insanların Allah'a döndürülecekleri açıklanmaktadır. Ayetlerde bu durum "vefat" olarak tanımlanmaktadır. Arapça’da wafā fiilinden gelen sözünü tuttu, borcunu ödedi, görevini yerine getirdi anlamında olan "vefat" kelimesi bu anlamda insanların "Ezelde" Allah'ın insanların "Rabbi" olduğuna dair verdikleri sözü tuttuklarını ifade etmektedir ve "ölüm" anlamına gelmektedir.

 

Her an bir şekilde gördüğümüz gibi "Ölüm" hali başlı başına çok çarpıcı ve "önlenemez" bir "Gerçek" olarak bu ortamda "yaşamakta" olan bütün insanların önlerinde bulunmaktadır. İnsanların nasıl ve ne zaman "Öldüklerinin", ölümün neye "Bağlı" olarak gerçekleştiğinin incelenmesi, onlara bir düşünme imkânı sağlayacak ve bazı şeyleri "fark edecek" düzeye eriştirecektir. Buna bağlı olarak, "Ölüm" olayını gerçekleştiren "Gücün" önceden canlılara nasıl "Hayat" verdiği hakkında bilgi edinilmesi de ölüm sonrasında yeniden "Diriltilmenin" tamamen bir "Hayal" olmadığı ve nasıl olabileceği konusunda bazı sonuçlara ulaşılabilmelerine yardımcı olacaktır.

 

Allah hem dirilten hem de öldüren olduğuna işaret ederek herhangi bir işin olmasını dilediği zaman yalnız "Ol!" dediğini ve onun da "Oluverdiğini" bildirmektedir. Buna göre ölüm ile ilgili olarak yapılacak incelemeler ve araştırmalar sonucunda, bu "Evren" ortamdaki her şeyin, yani bütün "Madde" yapılarının "Meydana Gelmesi" veya "Değişime Uğraması" ile ilgili "Bütün" işlemlerin, bu ortamdaki her şeyi meydana getiren Atom Altı yapılarındaki "En Küçük Unsurda" gizli olduğu ve bu "En Küçük Unsurun" belli bir "İradeye" bağlı bulunduğu, bu "İradenin" esasen "Bizzat Allah" olduğu, "Allah'ın Halifesi" olarak faaliyette bulunmak üzere "Yaratılmış" olan ve kendilerine "Lütfedilmiş" olan "Akıl" unsuruna sahip bulunan "İnsanlar" tarafından anlaşılabileceği görülecektir. Bu durum, Ayette (Ve bu ifadelerin yer aldığı diğer Ayetlerde) geçen "O, herhangi bir işin olmasını dilediği zaman yalnız (Ol!) der, o da oluverir." ifadesi ile bütün insanlara bildirilmektedir. Allah’ın “Ol” emri ile ilgili olarak “Allah Her Şeyi Her An Yaratandır” bölümünde açıklayıcı bilgiler bulunmaktadır.

 

Yüce Yaratan, bütün canlıların öleceğini bir defa daha hatırlatarak, insanların bu ortamda bulundukları sürede, "Yaratılışı" gerçekleştiren "Tek Yaratıcı Güç" olduğu ile ilgili "gerçekleri" ne kadar anlayabildiklerini sınamak üzere, karşılaşacakları "hayırla da şerle de" imtihan ettiğini ve geçmişte yaşamış, halen hayatta olan ve bu Dünya ortamının sona ereceği zamana kadar yaşayacak olan bütün insanların onlara "vekil" kılınan (bu konuda görevlendirilen) ölüm meleğinin "canlarını alarak" gerçekleşecek olan "ölümleri sonrasında" ancak "Allah’a" döndürüleceklerini açıklamaktadır.

 

Böylece insanların ölümleri sonrasında yeniden diriltilecekleri "kıyamet zamanında" malları ve canları (yaşarken mallarını nerelere harcadıkları ve Allah'a iman edip etmedikleri de dahil yaşantılarını ne şekilde sürdürdükleri) konularında imtihana çekilecekleri ve yaptıklarının karşılığının tastamam verileceği hatırlatılmaktadır.

 

Buna göre Allah'ın bildirdiklerine iman edip güzel işler yapanların, Allah'a güvenerek O'na dayananların, sabredenlerin Cennet "köşklerine" yerleştirilecekleri belirtilmekte ve cehennemden uzaklaştırılıp cennete konulanların gerçekten kurtuluşa ermiş olacağı yaşamakta olan bütün insanlara bildirilmektedir. Ölüm sonrasında artık bu Dünya'da her şeyin varlığının gerçekleşmesinde en önemi etken olan "zaman boyutu" bulunmayan veya insanların şu anda tahmin edemeyecekleri bir “zaman boyutunun” geçerli olması nedeniyle "sonu olmayan" ortama geçileceğine dikkat çekilerek bu durum ile kıyaslandığında, yaşanmakta olan dünya hayatının "aldatmadan" başka bir şey olmadığı hatırlatılmaktadır.

 

Bu nedenle iman etmiş olanların kendilerine kitap verilenlerden ve müşriklerden birçok üzücü sözler işitecekleri belirtilerek "mümin" insanlardan sabrederek ve Allah'ın yolunda olmaları (takva göstermeleri) beklendiği, muhakkak ki bunun insanların yaşarken yapacakları işlerin en "değerlisi" olduğu bildirilmektedir.

 

Ayetlerde "tatmak" olarak hissedileceği belirtilen "ölümün" bir "yok oluş" olmadığı, ancak bir çeşit boyut değişimi olarak düşünülebileceği ve sadece dünyadaki canlılar için değil Evrende de tüm "can verilenler" için gerçekleşeceği "Kıyamet" sürecini açıklayan Ayetlerden anlaşılabilmektedir.

 

Öte yandan diğer ayetlerde bu dünyada Allah'ı tanıyan ve iyi işler yapanların gidecekleri yer olarak tanımlanan Cennet boyutlarında ebedi olarak kalınacağı belirtilmektedir. Cennete girmek üzere kıyamet zamanı olacak “yeniden yaratılmanın” bu dünyadaki “uykudan uyanma” gibi algılanacağı Ayetlerde belirtilmektedir. Buna göre yeniden yaratılma sırasında verilecek olan "Canın" niteliğinin de yeniden ölüm olmadığı için buradan farklı olacağı düşünülebilir. Esasen ölüm sonrasındaki yeniden yaratılış "Allah'a Döndürülme" olarak açıklanmaktadır. Bu şekilde Allah'a döndürülme gerçekleştiğinde verilecek olan başka nitelikli "Canlılık" hali, Allah yanında ölüm olmadığından sürekli olacaktır

 

Burada ölüm halinin "ölüm meleği" olarak tanımlanan "melek" tarafından gerçekleştirileceği açıklanmaktadır. Melekler, Şeytanlar, Cinler bölümünde açıklandığı gibi, Allah'ın her türlü "Yaratmayı" gerçekleştirmesini yürütmek üzere "Enerji" esaslı "Gerçek Ortam Unsuru" varlıkları "Kendi Yapısının" bir "benzeri" olarak ve "kısıtlı karar verme yetkisi" vererek bütün ortamları "kapsayacak" şekilde "Yaratmış" olduğu "özel" unsurların genel olarak "Melek" olarak adlandırıldıkları, Melekler gibi "Enerji" esaslı olan ve "Cin" olarak tanımlanan varlıkların bulunduğu, bunların bir bölümünün "Şeytan" adı verilen  "Cinlerin" bir türü oldukları, ayrıca yine  ilgili Ayetlerdeki ifadelerden anlaşılmaktadır. Buna göre, "canlı" olan her türlü "varlığın" bu ortamdaki yaşam süresinin tamamlanmasını sağlayacak olan "zincirleme etkileşimlerin", bu ortama özgü "zaman" unsuruna "bağlı" olarak, ilgili atom altı yapılarındaki "değişimlerinin" başlatılmasının ve bu etkileşimlerin sonucunda "ölüm" olarak tanımladığımız ve bütün varlıkların faaliyetlerini sürdürmelerini sağlayan "enerji kaynağının" sonlandırılmasının, "ölüm meleği" olarak tanımlanan "güç" tarafından (Azrail) her an ve her ortamda kusursuz ve noksansız olarak yerine getirildiği bildirilmektedir.

 

Ayette Allah'ın yaratmış olduğu Evren ve yeryüzü ortamlarında "İnsanlar Dahil" olmak üzere, faaliyetlerini sürdüren ve kendileri için düzenlenen biçim ve şekillerde ve ayrı bir "yapı" olarak varlıklarını devam ettiren her şey "Nefis" olarak tanımlanmakta ve her nefsin ölümü "tadacağı" ve sonunda her şeyin sonunda Allah'a "döndürüleceği" hatırlatılmaktadır.

 

Böylece Evren'in de bu ortamda geçerli olan "zaman boyutu" çerçevesinde olmak üzere bünyesinde bulunan bütün yaratılmışları ile birlikte bir "sonu" olduğu açıklanarak özellikle bütün bunları "anlayabilmeleri" ve "Yaratanı" tanıyabilmeleri için "Akıl" unsuru verilen "İnsanlara", kendilerine Peygamberler tarafından iletilenleri dikkate alarak ve ayrıca "Akıllarını" kullanarak ulaşacakları bilgi birikimlerinden anladıkları bütün "gerçekleri" anlamaları, "doğru yola" ulaşmaya (Allah'ın Yolu) çalışmaları ve böylece “İnsan Olmak” düzeyine ulaşmaları öğütlenmekte, önerilmekte ve bir şekilde "ihtar" edilmektedir.

 

Yüce Allah insanlara ölüm zamanını bildirmediğini ancak ölümlerinin "iznine bağlı" olduğunu açıklamaktadır.

 

Hiçbir kimse yok ki, ölümü Allah'ın iznine bağlı olmasın. Ölüm belli bir süreye göre yazılmıştır. Her kim, dünya nimetini isterse, kendisine ondan veririz; kim de ahiret sevabını isterse, ona da bundan veririz. Biz şükredenleri mükâfatlandıracağız. (89/145), (3/145)

 

Ayette insanların ve bütün canlıların ölümlerinin, belli bir süreye göre yazılmış olduğu ifadesi ile, Allah'ın bu ortamda yürürlüğe koyduğu ve "her an" yürütmekte olduğu “kurallar ve koşullara” bağlı bulunan "etkileşimler" sonucunda "belli olan" bir süreye göre gerçekleştiği (yazılmış olduğu), diğer bir deyimle Allah'ın "iznine" bağlı olduğu açıkça bildirilmektedir.

 

O, her an yaratma halindedir. (97/29), (55/29)

 

Buna göre ölüm olayı bu ortamda yürürlükte olan ve "Allah'ın bu ortamı yaratırken takdir ettiği kurallara ve koşullara tabi olarak her an her yerde meydana gelebilmektedir. Bu nedenle de “değişmez ve kesin bir kural” olarak ölüm "herhangi bir" zamanda ve "herhangi bir" sebeple gerçekleşebilir ve hiçbir şekilde ölümden kaçınılması mümkün değildir.

 

Bu kesin durum özellikle “Akılları” ile bir gün mutlaka öleceğinin “bilincinde” olan insanlara "her canlının" mutlaka ölümü "tadacağı", ölümün mutlaka gerçekleşeceği ve ölüm korkusu ile nerede olurlarsa olsunlar bir yerde saklanmalarının bir yararı olmayacağı, hiçbir şekilde bundan kaçılamayacağı ve sonuçta herkesin Allah'a döndürülecekleri ifade edilerek hatırlatılmaktadır.

 

Her can ölümü tadacaktır, sonunda bize döndürüleceksiniz.  (85/57), (29/57)

Her canlı ölümü tadacaktır (89/185), (3/185)

Nerede olursanız olun ölüm size ulaşır; sarp ve sağlam kalelerde olsanız bile! Kendilerine bir iyilik dokunsa "Bu Allah'tan" derler; başlarına bir kötülük gelince de "Bu senden" derler. "Hepsi Allah'tandır" de. Bu adamlara ne oluyor ki bir türlü laf anlamıyorlar!  (92/78), (4/78)

 

Bu Ayet ile ilgili olarak o dönemdeki Yahudi toplumunun işleri iyi gittiğinde, sağlık, kazanç ve ürünleri iyi olduğunda, kendilerini Allah’ın seçkin kulları olarak gördükleri için, “bu Allah’tan" dedikleri, işler ters giderse bunu da Hz.Muhammed'in "uğursuzluğuna" bağladıkları, onun yüzünden böyle olduğunu ileri sürdüklerine işaret edildiği Diyanet Tefsirinde belirtilmektedir.

Nisâ Suresi 78-79. Ayet Tefsiri - Diyanet İşleri BaşKanlığı

 

Ayette bu durum örnek gösterilerek insanların "ölümü" başlarına geleni bir "kötülük" olarak yorumlamamaları, başlarına gelen her türlü kötülüklerin yalnızca kendi eylemlerinin bir sonucu veya başkalarının yaptığı "hataların" sonucu da olabileceğini anlamaları istenmekte ancak önlerindeki çeşitli yollar arasında "yanlış seçim" yapmalarının da etkisinin olabileceğini düşünerek, karşılaştıkları kötülükleri "tamamen" başkalarının yaptığı "hatalara" bağlamamaları gerektiğine işaret edilmektedir.

 

Zira Yüce Allah bütün insanlara başlarına gelen iyilik veya kötülük olarak her şeyin "Allah'tan" olduğunu, insanlara gelen "iyiliklerin" insanlara olan merhameti ve lütfu ile gerçekleştiğini, "kötülüklerin" ise insanların yaşamlarında "nefislerine" uyarak yaptıkları "tercihlere" göre meydana geldiğini iletmesini Hz.Muhammed'den istemektedir. Ayrıca Hz.Muhammed'in insanlara bu gerçekleri iletmesi için "elçi" olarak görevlendirdiğini bildirmekte ve buna şahit olarak "Allah’ın Sözünün" yeterli olduğunu hatırlatılmaktadır.

 

Sana gelen iyilik Allah'tandır, başına gelen kötülük ise nefsindendir. Seni insanlara elçi gönderdik; şahit olarak da Allah yeter.  (92/79), (4/79)

 

Ayetteki "Allah'tan" ifadesi, diğer bazı Ayetlerin yorumlarında da belirtildiği gibi, Yüce Allah'ın bu Evren ve Dünya ortamını "İradesi" çerçevesinde ve "Takdir Ettiği" biçimde "Yaratmasını", bu "Yaratılışın" bu ortam sona erinceye kadar (Kıyamet) belli kural ve koşullara (Allah'ın Kanunları) göre "her an" sürdürmesini ve Evren ortamdaki "Her Şeyin" bu kural ve koşullara tabi olarak "meydana gelmesini" veya "gerçekleşmesini” kapsamaktadır. Yüce Yaratan burada bir defa daha bütün insanlara "Allah'ın Kanununda" asla bir değişiklik bulamayacaklarını hatırlatmaktadır.

 

Yüce Allah bu gerçekleri hatırlatarak insanlardan kendilerine anlatılanları "Akıl" kullanarak anlamaları gerektiğine yeniden işaret etmekte ve her kim "dünya nimetlerini" isterse kendisine ondan, kim de ölümleri sonrasındaki (Ahiret) durumlarının nelere bağlı olacağı konularında kendilerine iletilenleri dikkate alıp yaşantısını ona göre düzenleyerek "ahiret sevabını" isterse ona da bundan (sevaptan) vereceğini açıklamaktadır. Böylece insanlara yaşamlarında arzuları ve beklentileri arasında "dengeli" olmaları öğütlenmekte ayrıca bu ortamdaki yaşantısında elde ettiği faydalı şeyler ve geçimlikler (nimetler) için onlardan "şükredenleri ödüllendireceğini" bildiren Allah'a "teşekkür" etmeleri istenmektedir. 

 

Bu nedenle insanlara Allah'ın "merhametinden" ve "affetmesinden" mahrum kalmamasının (lanetlenmemesinin) önemi belirtilmekte ve buna bağlı olarak buradaki hayatının pek hayırlı olmayacağı anlaşılan bir ölümle sonlanmaması için henüz yaşarken kendilerine "Ayetlerle" yapılan bütün uyarıları dikkatle anlamaya çalışmaları öğüt verilmektedir.

Ölüm Anı

​                                                                                                                                                                KONU BAŞLIKLARI

Ölüm anında insanın bilincinin bu işle görevli olan ve "ölüm meleği" olarak tanımlanan "güç" ile "iletişimde" olduğu belirtilmektedir.

 

Artık gözünüzü açın! ne zaman ki can köprücük kemiğine dayanır, (31/26), (75/26)

"Tedavi edebilecek kimdir?" denir. (31/27), (75/27)

Bunun gerçek bir ayrılış olduğunu anlar. (31/28), (75/28)

Ve bacak bacağa dolaşır. (31/29), (75/29)

İşte o gün sevk edilecek yer sadece Rabbinin huzurudur. (31/30), (75/30)

Ölüm sarhoşluğu gerçekten gelir de: “İşte bu, senin öteden beri kaçtığın şeydir” denir. (34/19), (50/19)

 

Yüce Allah "ölüm anında" kişiye "ölüm meleği" tarafından "öldüğünün" hatırlatılacağına işaret etmektedir. Buna göre insanın bu sırada bir "çare" arayacağı ancak aynı anda "ölmekte" olduğunun da bilincinde olacağı açıklanmaktadır. Böylece "ölüm anında" yaşananların artık bu ortamdan "ayrılış" olduğunun çok şiddetli bir "gerçek" olarak algılanacağı anlaşılmaktadır.

 

Bu durumda ölmekte olanın “çaresizliğinin” mecazen "bacak bacağa dolaşır" şeklinde algılanacağına işaret edilmekte ve kendisine artık Allah'ın "huzuruna" gönderileceğinin bildirileceği açıklanmakta, ayrıca ölüm anı geldiğinde insana yaşarken daima "uzak" durduğu "ölümünün" gerçekleşmekte olduğunun hatırlatılacağı bildirilmektedir.

 

Buna göre insanların “ölüm anında” içinde bulunduğu durumu ve Ayette açıklanan duyguları "algılayacağı", ancak bunları hiçbir şekilde diğer insanlara "anlatmasının" mümkün olmayacağı belirtilmektedir. Bu nedenle bu "anın" nasıl bir "duygu" olabileceği hakkında insanların bilgi sahibi olmalarına "izin" verilmediği anlaşılmaktadır. Zira Yüce Yaratan insanlardan Hz.Muhammed tarafından bildirilmiş olan Ayetlerini (gerçekleri) kendilerinin gayreti olarak okuyup “Akıllarını” kullanarak anlayabilmelerini ve böylece Allah’a “iman” etmelerini beklemektedir.

 

Öte yandan ölüm anında algılanan söz konusu durumun ölümün "huzur içinde" veya "eziyet" çekerek gerçekleşmesi gibi durumlarla doğrudan ilgisinin olmadığı anlaşılmaktadır. Zira insanın ölüme yaklaştığı sırada bilinci "açık" olarak huzurlu olması veya eziyet çekmesi (yangın, kaza gibi) ya da bilinci "kapalı" şekilde komada kalması bu ortamdaki son "canlı" hali ile ilgili bulunmaktadır. Bu gibi durumlar ile ilgili olarak “Kader” ve “Neden Ben” bölümlerinde ayrıca bilgi bulunmaktadır.

 

Görüleceği gibi ölüm gerçekleştiğinde (eşik aşıldığında) artık insanda irade veya bilinç kalmayacağı belirtilmektedir. Çünkü "tek Yaratıcı Güç" olan Allah'ın artık onu tamamen hükmü altına almış, böylece insan “Allah’a Döndürülmüş” olacaktır. Nitekim Allah'ı inkâr edenlere ölüm anında "haydi canlarınızı kurtarın" denileceğine ve Allah'a karşı gerçek olmayanı söylemeleri ve Allah'ın Ayetlerine karşı kibirlilik taslamış olmaları nedeniyle "cezalandırılacaklarına" işaret edilmektedir.

 

Allah'a karşı yalan uydurandan yahut kendisine hiçbir şey vahyedilmemişken "Bana da vahyolundu" diyenden ve "Ben de Allah'ın indirdiği ayetlerin benzerini indireceğim" diyenden daha zalim kim vardır! O zalimler, ölümün dalgaları içinde, melekler de pençelerini uzatmış, onlara: "Haydi canlarınızı kurtarın! Allah'a karşı gerçek olmayanı söylemenizden ve Allah'ın ayetlerine karşı kibirlilik taslamış olmanızdan ötürü, bugün alçaklık azabı ile cezalandırılacaksınız!" derken onların halini bir görsen! (55/93), (6/93)

 

İnsanlar arasında Allah'ı inkâr etmekten daha da ileri gidip, kendisine hiçbir şey vahiy edilmemişken "Bana da vahyolundu" ve "Ben de Allah'ın indirdiği Ayetlerin benzerini indireceğim" diyerek Allah'a karşı yalan uyduranların "Zalim" oldukları ve onlardan daha "Zalim" kimse olamayacağı bildirmektedir.

 

Bu duruma düşenlerin ölümle pençeleşirken yaşayacakları derin ve korkunç pişmanlığa bütün insanların dikkatleri çekilmekte ve ölüm anı gelmeden "Akıllarını" kullanarak kendilerine bildirilen "gerçekler" üzerinde düşünmeleri ve "İnsan Olmak" üzere "doğru yola" yönelmelerinin onlardan beklendiği hatırlatılmaktadır.

 

Yüce Allah iman edenlerin (takva sahiplerinin) ve Allah'a karşı gelerek gazabına uğrayanların ölüm anları hakkında bilgi vermekte ve insanları uyarmaktadır.

 

Girecekleri, zemininden ırmaklar akan Adn cennetleridir, onlar için orada kendilerine diledikleri her şey vardır, işte Allah, takvâ sahiplerini böyle mükâfatlandırır.  (70/31), (16/31)

Meleklerin, "Size selam olsun. Yapmış olduğunuz işlere karşılık cennete girin" diyerek tertemiz olarak canlarını aldıkları kimselerdir.  (70/32), (16/32)

 

Ayetteki ifadelere göre takva sahiplerine ölüm anında Cennete "gireceklerinin" bildirildiği belirtilmektedir.  Bu durumda samimiyetle ve içtenlikle Allah'a inanan ve uyarı, öğüt ve önerilerine göre yaşayan "Takva" sahiplerinin kıyamet günü yeniden diriliş aşamasını ayrı bir zaman boyutunda geçecekleri düşünülebilir. Zira takva sahiplerine canları alınırken Cennete gireceklerinin bildirileceği açıklanmaktadır. Buna göre onlar için kıyamete kadar olan bekleyiş (Berzah), yeniden diriliş ve değerlendirilme aşamalarının, bugün içinde bulunduğumuz zaman algılayışımıza göre adeta “anında” gerçekleşeceği belirtilmektedir.

 

Öte yandan Yüce Allah İnsanın ölüm anında artık "ölmekte olduğunu" anladığında son bir çaba olarak Allah'tan boşa geçirdiğini anladığı Dünya'da daha iyi iş yapmak (İman etmek) üzere kendisini "geri göndermesini" isteyeceğine işaret etmektedir.

 

Nihayet onlardan birine ölüm gelip çattığında: "Rabbim! der, beni geri gönder;" (74/99), (23/99)

"Ta ki boşa geçirdiğim dünyada iyi iş yapayım." Hayır! onun söylediği bu söz laftan ibarettir. Onların gerisinde ise, yeniden dirilecekleri güne kadar bir berzah vardır. (74/100), (23/100)

 

Ancak böyle bir durumun mümkün olamayacağı çok kesin bir şekilde bildirilmekte ve böyle bir sözün hiçbir değerinin bulunmadığı ve ancak laftan ibaret olduğu belirtilmektedir. İnsanların öldükten sonra "Ruhlarının" bir başka insanda yeniden bir başka bedende bu dünyaya yeniden geldiklerine inanmalarının doğru olmadığı hakkında “Ölümden Sonra Yeniden Dünya Geliş-Reenkarnasyon” bölümünde ayrıca açıklamalar bulunmaktadır. Zira Yüce Yaratan bu konuda çok önemli bir gerçeğe işaret etmekte ve insanların ölüm anı sonrasında bu Dünya ortamına geri dönüşüne ya da başka bir yere gidişine "Berzah" olarak adlandırılan bir "Engel" bulunduğunu ve insanların bu katmanda "Kıyamet" zamanda "Yeniden Dirilecekleri" zamana (Güne) kadar "Ruh" halinde bekleyeceklerini bildirmektedir.

 

Ayetlerde yer alan ifadelerden "İnsanın Dünya'ya Gelişi" bölümünde belirtildiği gibi, Allah'ın Gerçek Ortamda "Ruhundan" bir "esinti" olarak yarattığı ve anne rahminde dört aylık iken insanların "Bünyelerine" indirdiği (üflediği) "Ruhlarının" insanların "ölüm anında" aynen devam ettiği ve beden yapıları olmamasına rağmen bir şekilde "bilinçli" oldukları anlaşılmaktadır.

 

Nitekim bu konuda Dr. Robert Lanza adlı bir bilim insanı araştırmaları sonucunda ölüm sonrasında bilincimizin kaybolmadığını, başka bir evrene transfer olduğunu, beden ölümünün yaşamın sonu olmadığını, ölümün algımızın bir parçası ve farkındalığımızın yarattığı bir ilüzyon olduğunu ve buna göre hayatın sona ermediğini ancak başka bir boyutta sonsuza kadar devam ettiğini İfade etmektedir. Bu açıklamalara göre Dr. Robert Lanza ölüm anında bilincin bir anlamda devam ettiği ile ilgili olarak benzer bir kanıya ulaştığını açıklamaktadır.

http://www.robertlanza.com/biocentrism-how-life-and-consciousness-are-the-keys-to-understanding-the-true-nature-of-the-universe/

 

Benzer şekilde "Allah Yolunda Öldürülenler" ile ilgili Ayetlerde de insanların taşıdıkları "Ruhlarının" bu ortamdaki yaşamlarını sürdürmelerinde kullandıkları "beden" yapılarında "ayrıca" yer aldığına işaret edildiği anlaşılmaktadır.

 

Allah yolunda öldürülenlere "ölüler" demeyin. Bilakis onlar diridirler, lâkin siz anlayamazsınız. (87/154), (2/154)

 

Bu durumun "Ruhların" insanların beden yapılarının "ölmelerinden" sonra da "Devam Etmesi" ile ilgili bir "delil" olduğu düşünülebilir. Elmalılı tefsirinde bu durum için aşağıdaki açıklama bulunmaktadır.

 

"Bu âyette ruhların başlı başına ayakta duran ve hissedilen beden cevherinden başka birer özü bulunduğuna ve bunun ölümden sonra duyarlı bir halde kaldığına, yani ruhun bâki oluşu meselesine bir işaret vardır. Sahabenin ve tâbiînin (Allah hepsinden razı olsun) çoğunluğunun görüşleri budur. Buna işaret eden daha birçok âyet ve hadis vardır. O halde burada bunun şehitlere tahsisi, makamlarının Allah yanında yüksekliğini bildirmek içindir. Bununla beraber İslâm'da ahiret meselesi, bundan ibaret değildir. Bunu daha fazla açıklayıp tamamlayacak olan, öldükten sonra dirilme, yeniden yaratılış ve benzeri şeyler vardır ki, sırası geldikçe açıklanacaktır. Burada henüz ölümü takip eden kabir ve "Berzah âlemi" meselesine işaret buyurulmuştur"

KUR'AN-I KERİM,ELMALILI TEFSİRİ: BAKARA SURESİ (97-196 AYETLER) (kuranikerim.com)

 

Yüce Allah ayrıca kendilerine doğru yol belli olduktan sonra arkalarına dönenlerin ve nefislerine uyarak kendi fikirlerinin en doğru olduğuna kendilerini inandırmaları nedeniyle "ölüm anına" kadar Allah'ı inkâr edenlerin "ölüm anında" acı ve eziyet duyacakları mecazi olarak yapılan bir canlandırma olarak açıklamaktadır.

 

Ya melekler onların yüzlerine ve sırtlarına vurarak canlarını alırken durumları nasıl olacak! (95/27), (47/27)

Bunun sebebi, onların Allah'ı gazaplandıran şeylerin ardınca gitmeleri ve O'nu razı edecek şeylerden hoşlanmamalarıdır, bu yüzden Allah onların işlerini boşa çıkarmıştır. (95/28), (47/28)

 

Açıklanan bu durumun, bu ortamdaki yaşamlarında inatla nefislerinin dürtüleri (Şeytan'ın Dürtüleri) ile düşünüp Allah'ın Ayetlerinde insanlardan yapmamalarını öğüt verdiği şeyleri yapmaları (gazaplandıran şeylerin ardınca gitmeleri) ve yapmalarını önerdiği (Allah'ı razı edecek) şeylerden hoşlanmamaları yüzünden başlarına geldiği ve böylece Allah'ın onların işlerini boşa çıkardığı belirtilmektedir.

 

Buna göre yaşamlarında inatla Allah'a karşı çıkmanın, ölüm anında insanın tahmin edemeyeceği, ıstıraba ve acıya neden olacağı ve diğer Ayetlerdeki ifadelerde belirtildiği gibi, ölüm sonrasındaki Ahiret ortamında da "azap" olarak tanımlanan "cezalarla" karşılaşacağı söylenebilir. Yüce Allah ayrıca insanın ölüm zamanının insanlar tarafından bilinemez olduğuna işaret etmekte ve buna izin vermediğini bildirmektedir.

 

Allah, eceli geldiğinde hiç kimseyi ertelemez. (104/11), (63/11)

 

Böylece insanlar dünya hayatını "sonsuzmuş" gibi algılamakta ve buna göre yaşam sürdürmektedirler. Bu duygu, ölümden sonra gidilecek olan "asıl" ortamın insana bu dünyada bir nebze olsun tattırılması olarak düşünülebilir. Ancak bazı insanlar bu durumu "gerçek" olarak kabul etmekle ve kendilerine yapılan uyarı, öğüt ve önerileri hiçe sayarak yaşamlarını sürdürmekle asıl ve gerçek hayatlarını ziyan ettiklerini anlayamadıkları Ayetlerde belirtilmektedir.

 

Zaman ile ilgili bölümlerde belirtildiği gibi Gerçek Ortamın zaman boyutu bizim bu ortamda algıladığımız nitelikte değildir. Bu nedenle dünyaya gelmiş olan ve gelecek olan tüm insanların buradaki sürelerinin tamamlanıp kıyamet olayının meydana gelmesi ve oradan gerçek ortama intikal edilmesinin bildiğimiz dünya zamanı ile ne kadar olduğu bu dünyada bulunulduğu sürede insanlar tarafından bilinemeyecektir. Örneğin bütün bu sürenin gerçek ortamda şu anda olmuş (tamamlanmış) olabileceğinin bir olasılık olduğu unutulmamalıdır.

 

Bu durumda insanların buradaki zaman algılayışına göre Evren henüz sona ermemiş olsa da gerçek ortama göre tüm insanlar bu dünyaya gelmiş, kıyamet olmuş ve yeniden oluşum gerçekleşmiş ve dünyada (Bize göre) geçmiş olan, şu anda oluşan ve gelecek olan tüm olaylar da “tamamlanmış” olabilir. Bu aynen bir filmin izlenmesi gibidir. Biz filmi izlerken o ana kadar olanları biliyoruz ve o andan sonra olacakları bilmiyoruz. Ancak filmi izledikten sonra film içerisindeki olayları biliyoruz ancak hiçbir olayı değiştiremiyoruz.

 

Buna göre bu ortamda yaşamış olan, yaşayan ve gelecekte yaşayacak olan insanların ne zaman ve nasıl ölecekleri, filmin senaryosunu yazan, yapan ve yöneten olan Allah tarafından daha gösterime girmeden hazırlanmıştır ve bilinmektedir. İnsanın ve her canlının tadacağı ölüm olayının her canlı için ne zaman ve nasıl olduğu ve Evrenin ve Evrendeki diğer bütün "Alemlerin" ne zaman sona ereceği "Ecel" kelimesi ile tanımlanmaktadır.

 

Bu durum Allah tarafından "yaratılmış olan" ve Evren ortamının var edilmesini, sürdürülmesini sağlayan ve sona erdirilmesini gerçekleştirecek olan "kural ve koşullar" çerçevesinde (Allah'ın Kanunları) sadece Allah tarafından bilinmektedir.

 

Şüphesiz ölüleri ancak biz diriltiriz, onların yaptıkları her işi, bıraktıkları her izi yazarız. Biz, her şeyi apaçık bir kitapta sayıp yazmışızdır.(41/12), (36/12)

Gökte ve yerde göze görünmeyen hiçbir şey yoktur ki, apaçık bir kitapta bulunmasın. (48/75), (27/75)

Ne kadar ülke varsa hepsini kıyamet gününden önce ya helâk edecek veya en çetin bir şekilde azaplandıracağız bu, Kitap'ta yazılıdır. (50/58), (17/58)

Ne zaman sen bir işte bulunsan, ne zaman Kur'an'dan bir şey okusan ve siz ne zaman bir iş yaparsanız, o işe daldığınız zaman biz mutlaka üstünüzde şahidizdir. Ne yerde ne gökte zerre ağırlığınca bir şey Rabbinden uzak kalmaz, bundan daha küçüğü ve daha büyüğü yoktur ki apaçık kitapta bulunmasın. (51/61), (10/61)

Yeryüzünde yürüyen her canlının rızkı, yalnızca Allah'ın üzerinedir, Allah o canlının durduğu yeri ve sonunda bırakılacağı mekanı bilir. Hepsi açık bir kitaptadır. (52/6), (11/6)

O, katımızda bulunan Ana Kitap'ta mevcut, yüce ve hikmetle dolu bir kitaptır. (63/4), (43/4)

Bilmez misin ki, Allah, yerde ve gökte ne varsa bilir? bu, bir kitapta mevcuttur, bu Allah için çok kolaydır. (108/70), (22/70)

 

Yüce Allah "Yarattığı ve Yaratmakta Olduğu" her şeyin Katında (levh-i mahfuz'da) bulunan "apaçık bir Kitapta" yazılı olduğunu bildirmektedir ve bunların değiştirilmesi mümkün değildir.

ÖLÜM ANI

Allah Yolunda Ölüm (Şehitlik Derecesi)

​                                                                                                                                                                KONU BAŞLIKLARI

Ayetlerde bu ölüm olayında "Allah yolunda ölen" kişiler için ayrı "bir özellik" bulunduğu belirtilmektedir.

 

Allah yolunda öldürülenlere "ölüler" demeyin. Bilakis onlar diridirler, lâkin siz anlayamazsınız. (87/154), (2/154)

Allah yolunda öldürülenleri sakın ölü sanmayın. Bilakis onlar diridirler; Allah'ın, lütuf ve kereminden kendilerine verdikleri ile sevinçli bir halde Rableri yanında rızıklara mazhar olmaktadırlar. (89/169), (3/169)

Arkalarından gelecek ve henüz kendilerine katılmamış olan şehit kardeşlerine de hiçbir keder ve korku bulunmadığı müjdesinin sevincini duymaktadırlar.  (89/170), (3/170)

Onlar, Allah'tan gelen nimet ve keremin; Allah'ın, müminlerin ecrini zayi etmeyeceği müjdesinin sevinci içindedirler. (89/171), (3/171)

Müminler içinde Allah'a verdikleri sözde duran nice erler var, işte onlardan kimi sözünü yerine getirip o yolda canını vermiştir kimi de beklemektedir onlar hiçbir şekilde değiştirmemişlerdir. (90/23), (33/23)

 

Genel anlamda insanların ölümü, Ayetlerde dünyadaki beden yapısının "canlı halinin" sona ermesi, Ruhunun "Berzah" ortamına geçişi ve nihayetinde "Geçek Ortama" geri dönmesi olarak özetlenebilir.

 

Ancak Allah yolunda ölmek, tefsirlerde "şehit olmak" anlamında yorumlanmakta ve sıradan bir ölüm gibi olmadığına işaret edilmektedir. Bu durum inananların kendilerine "savaş açılması" karşısında onlarla "savaşmaları" gerektiğini öğütleyen Ayetlerin esas alınmasından kaynaklanmaktadır. Buna göre insanların "sadece Allah'ın ilettiklerini bildiren Hz.Muhammed'e inanmaları" nedeniyle "çıkarları" zarar gören Allah’a iman etmemiş toplumların kendilerinin ve toplumlarının bu "inançtan etkilenmesini" önlemek için onlara "savaş açmaları" halinde bu savaşta ölenler "Allah yolunda” öldükleri açıklanmakta ve Şehit olarak tanımlanmaktadır.

 

Bu durumda Ayetlerde Allah Yolunda ölenlerin "Şehit" oldukları belirtilmekte ve onlara "ölüler" denilmemesi, zira onların "diri" oldukları ancak insanların bu durumu "anlayamadıkları" özel olarak ve kesin bir ifade ile bildirmekte ve onların Allah'ın lütuf ve kereminden kendilerine verdikleri ile sevinçli bir halde "Rableri" yanında rızıklara mazhar oldukları açıklanmaktadır.

 

Buna göre "Allah" yolunda öldürülenlerin "ölü" olarak düşünülmemesi gerektiği belirtilmektedir. Zira Allah'ın bir lütfu olarak onların "Allah'ın yanında" olarak tanımlanan "özel ortamda" bulunacakları, bu ortamda yaşamaları için gereken şeylerin ve onlara vaat edilenlerin verileceği, "sevinçli" bir halde ve mutlak "huzur" içinde olacakları, yeryüzünde yaşayan insanların bu "özel" durumu anlayamayacakları belirtilmektedir.

 

Ayrıca bu şekilde Allah yolunda ölmeye "söz vermiş" fakat henüz kendilerine katılmamış olmakla birlikte verdikleri sözlerini değiştirmemekle ve sözlerinden dönmemekle şehitliği bekleyenlere (şehit kardeşlerine), ölümleri sonrasında hiçbir keder ve korku bulunmadığını müjdeleyecekleri için sevinç duyacakları açıklanmaktadır.

 

Bu açıklamalardan "Şehit" olanların "Ruhlarının" yeniden yaratılacak bedenlerine kavuşuncaya kadar olan süreçte de sanki canlı imişler ve dünya ortamında iken en hoşlandıkları "zamanlarında" bulundukları gibi hissedeceklerine ve onlara en sevdiklerinden lütfedileceğine işaret edildiği düşünülebilir.

 

Bu durumda "İman Edenlerden" ancak onları Allah'a iman etmekten alıkoymak üzere kendilerine karşı savaş açan "İnkarcılara" Allah yolunda savaş açmaları istenmektedir.

 

Size karşı savaş açanlara, siz de Allah yolunda savaş açın. Sakın aşırı gitmeyin, çünkü Allah aşırıları sevmez. (87/190), (2/190)

İnkar edenlerle karşılaştığınız zaman boyunlarını vurun, nihayet onlara iyice vurup sindirince bağı sıkıca bağlayın, savaş sona erince de artık ya karşılıksız veya fidye karşılığı salıverin.

Durum şu ki, Allah dileseydi, onlardan intikam alırdı, fakat sizi birbirinizle denemek ister. Allah yolunda öldürülenlere gelince, Allah onların yaptıklarını boşa çıkarmaz. (95/4), (47/4)

Allah onları muratlarına erdirecek, gönüllerini şâdedecektir. (95/5), (47/5)

Ve onları, kendilerine tanıttığı cennete sokacaktır. (95/6), (47/6)

 

Görüldüğü gibi "Müminlere" kendilerine karşı açılan savaş sırasında karşılaştıkları "inkarcıları" öldürmeleri için izin veriliği anlaşılmaktadır.. Ancak bu savaş sırasında "aşırı" gidilmemesinin gerektiğine de özellikle işaret edilmektedir. Zira "dileseydi" Allah'ın onlardan "intikam" alabileceği hatırlatılarak "intikam" veya "öç alınması" olarak ortaya çıkabilecek "aşırı" duyguların etkisinde kalınmasının, "Allah Yolunda" olan savaşın "Kutsal" ve "Manevi" niteliği ile uygun olmadığına dikkat çekilmektedir.

 

Bu nedenle Yüce Allah'ın her konuda "aşırıları" sevmediği belirtilmekte ve Müminlere "Allah Yolunda" girilen böyle bir savaşta dahi aşırı gidilmemesi gerektiği ihtar edilmektedir.

 

Nitekim Yüce Allah bunların Müminlere "inançları" yüzünden saldırdıklarına işaret ederek savaş sırasında inkâr edenlerle karşılaşıldığında onların öldürülmelerini (boyunlarını vurun) ancak Ayette açıklanan bu "yaklaşım" gereğince sonuçta sindirildiklerinde (galip gelindiğinde) onları sıkıca bağlamaları (esir almaları) ve savaş sona erince de artık karşılıksız olarak veya belli bir "fidye" karşılığında serbest bırakmaları önerilmektedir.

 

Yüce Allah böylece savaş sırasında kendilerine karşı savaş açanları "intikam" duyguları ile öldürülmelerine izin vermemekte ve savaşta alınan esirler ile ilgili olarak müminlerin tavır ve davranışlarına "hâkim" olmaları gerektiğini düşünmeleri için onları "denemekte" olduğunu açıklamaktadır. Ayrıca böyle savaşarak Allah yolunda öldürülenlerin yaptıklarını boşa çıkarmayacağını, onları ahiret ile ilgili bütün beklentilerine (muratlarına) erdireceğini, gönüllerini (Ruhlarını) sevindireceğini (şâd edeceğini), sonsuz huzura kavuşturacağını ve onlara Ayetlerinde "tanıttığı" Cennete sokacağını bildirmektedir.

 

Ayetlerde ayrıca Allah'ın, ölümleri sonrasında müminlere (İnananlara) nimet, itibar ve üstünlük (keremde bulunacağı) vereceğini ve yaptıkları güzel şeylerin karşılığını (ecrini) zayi etmeyeceğini gördüklerinden dolayı sevinç içinde olacaklarına işaret edilmekte ve bu "gerçekler" halen yaşamakta olan insanlara bir "uyarı" ve "müjde" olarak iletilmektedir.

 

Bir diğer Ayet hükmüne göre, Allah yolunda savaşırken ölenlerin yanında, bu ortamda yaşarken Allah'a ve peygamberlerine iman edenlerin, ölüm sonrasında yeniden diriltilmeler sürecinde sözü ve "özü doğru" olanlardan (sıddık) ve "Şehitlik" derecesine (mertebesine) erenlerden olacakları açıklanmakta ve buna karşı olarak inkâr edip de Allah'ın Ayetlerini yalanlayanların "cehennemin adamları" oldukları ve Ayetlerde belirtildiği gibi ceza görecekleri bildirilmektedir.

 

Öte yandan Yüce Allah bu ortamda yaşarken "samimiyetle" iman etmiş olanlara, (Takva Sahibi) ölüm sonrasında onları bekleyen güzelliklere işaret etmektedir.

 

Kim Allah'a ve Resûl'e itaat ederse işte onlar, Allah'ın kendilerine lütuflarda bulunduğu peygamberler, sıddîkler, şehitler ve salih kişilerle beraberdir, bunlar ne güzel arkadaştır! (92/69), (4/69)

Allah'a ve peygamberlerine iman edenler, işte onlar, Rableri yanında sözü özü doğru olanlar ve şehitlik mertebesine erenlerdir, onların mükâfatları ve nurları vardır; inkâr edip de ayetlerimizi yalanlayanlara gelince, onlar da cehennemin adamlarıdır.  (94/19), (57/19)

 

Buna göre Allah’a ve Peygamberine (Hz.Muhammed) iman edenlerin ölüm sonrasında Allah’ın kendilerine lütuflarda bulunduğu Peygamberler Sıddıklar, Şehitler ve Salihler (üstün meziyetli kişiler) ile beraber olacakları, onlara  değer verildiği, orada onların ödüllerinin ve "Nurlarının" bulunduğunu, yani aydınlık ve ışık içinde olacakları bildirilmektedir. Diğer bir ifade ile "Hakiki müminler, Allah'ın hüküm ve ilminde sıddikler ve şehitler hükmünde ve tıpkı onlar gibidirler."

KUR'AN-I KERİM,ELMALILI TEFSİRİ: HADID SURESİ (kuranikerim.com)

 

Görüldüğü gibi bu Ayetlerde "Şehitlik", yalnızca Allah yolunda "savaşırken" ölenler veya öldürülenler için tanımlanmaktadır. Kur'an’da "Allah yolunda öldürülenler" veya "şehit" tanımlamaları toplam yedi Ayette yer almaktadır ve bunların tamamında da "Allah yolunda ölenler veya öldürülenler" için kullanılmaktadır. Bu durumda diğer toplumlar tarafından "Müslüman" toplumlara karşı onları bu inançlarından alıkoymak veya vaz geçirmek amacı ile savaş açılması halinde yapılacak saldırıların durdurulması sırasında ölenler bu Ayetler kapsamında "Şehit" olarak değerlendirilmektedir.

 

Ancak özellikle son zamanlarda toplumlar arasındaki anlaşmazlıkların, dini inanışlarını kabul ettirilmesi yerine ekonomik üstünlük kurmak ve doğal kaynaklara el koymak nedeniyle de ortaya çıktığı görülmektedir.

 

Böyle ekonomik nitelikli bir anlaşmazlık sonucunda bir tarafın "Müslüman" bir topluma karşı savaş açması ve savaşın kaybedilmesi durumunda, savaşın asıl nedeni Müslümanları "doğrudan" dinlerinden alıkoymak olmasa da Müslüman toplumunun başka inanca sahip bir toplumun etkisi ve hükmü altında yaşamaya "zorlanması" ile dolaylı olarak Müslümanlık inançlarından uzaklaştırılmalarına yol açılmış olacaktır. Bu nedenle ne amaçla olursa olsun "Müslüman Olmayan" toplumlar tarafından kendilerine yapılan "saldırılar" nedeniyle savaşmak zorunda kalan Müslüman bir toplumun bu savaşta öldürülen insanlarının "şehit" olarak düşünülmesinin yanlış olmadığı söylenebilir.

 

Fakat burada üzerinde düşünülmesi gereken bir diğer önemli husus olarak çıkar sağlamak veya başka ne amaçla olursa olsun Allah’a iman etmiş olan "Müslüman" toplumlar arasında çıkan anlaşmazlıklar sonucunda "savaş" çıkması halinde, her iki toplumun savaşta öldürülen insanlarının "şehit" olarak değerlendirilmesinin ne derece "doğru" olacağının üzerinde durulması gerekmektedir.

 

Örneğin Müslüman bir toplumun çoğunluğunu oluşturan ve toplumun yönetimine hâkim olan bir bölümünün aynı soydan olmayan ve azınlıkta kalan bölüm üzerinde zulme varan uygulama yapmaları halinde azınlıktaki bölümün "bağımsızlık" isteklerinin kabul edilmemesi üzerine her iki kesimin silahlı çatışmalara baş vurmaları sonucunda "hangi taraftan" ölen insanların "Allah Yolunda Öldürülen" olduğunun kesin bir şekilde tanımlanması mümkün olmadığı söylenebilir. Zira her iki taraf ta “kendi” toplumu için "Allah Yolunda" bir "mücadele" yapmaktadır. Diğer bir ifade ile, her iki tarafın savaşta ölenlerinin de "şehit" oldukları mensubu oldukları kesim tarafından ileri sürülebilir ama bu iddianın ne derece "doğru" olduğunun kesin olarak açıklanması mümkün görülmemektedir.

 

Aynı durum iki "Müslüman" toplum arasında herhangi bir nedenle çıkan anlaşmazlıkların "savaşa" dönüşmesi halinde de her iki tarafın ülkeleri için "Allah Yolunda" bir "mücadele" yapmakta olması nedeniyle, hangi tarafın insanlarının "Allah Yolunda Öldürüldüklerinin" belirlenmesinde de geçerlidir.

 

Özellikle "Müslüman" toplumlarda "şehitlik" kavramı, ölüm sonrasında "Allah'ın Yanında Olmak" ve "Cennete Kavuşmak" gibi Allah'ın lütfuna kavuşacaklarını açıklayan Ayetlerinden yararlanmak suretiyle, çeşitli nedenlere bağlı olarak ortaya çıkan "çatışmalarda" insanları "harekete geçirmek" ve "cesaretlendirmek" için kullanılabildiği görülmektedir. Bu nedenlerle Ayetlerdeki hükümlerin bir "Uyarı" olarak değerlendirilmesi ve özellikle "Müslüman" toplumlar arasında veya bünyelerinde meydana gelebilecek her türlü "anlaşmazlıkların", Yüce Allah'ın Ayetlerinde her zaman en çok önem vererek hatırlattığı gibi, "Mutlaka" ve her zaman insanların "Akıllarını" kullanarak ve "İstişare" ederek çözüme kavuşturulmaları ve aralarında savaşa yol açacak derecede anlaşmazlığa neden olmamaları gerekmektedir.

 

Burada "savaş" olarak yapılan tanımlamanın sadece "silahlı çatışmaları" değil fakat "sanal ortamlarda" gerçekleştirilenler de dahil her türlü yaptırım, ambargo, kısıtlama, yasaklama, engelleme gibi "karşılaşmaları" kapsadığı unutulmamalıdır. Buna göre örneğin bir ülkenin kaliteli tohumlarını toplayıp onlara "genleri ile oynanmış" ve "kimyasal işlemlerden" geçirilen ve böylece üretilen ürünlerin yeniden tohum vermeyen tohumları verip onları her yıl bu tohumları üreten toplumlara bağlı hale getirerek veya petrol ve kıymetli madenler gibi bütün doğal kaynakları kendi çıkarları için kullanarak "yayılmacı" bir siyaset izleyen bir ülkenin gerçek veya sanal ortamlarda yürüttükleri uygulamaları kullanarak "ağır yaptırımlar" ile isteklerini kabule zorladığı bir ülkenin "bilgisayar uzmanlarının" veya "yetkililerinin" açılan bu tür bir "savaşa" karşı aynı yöntemlerle ülkesinin bir başka toplumunun "esiri" olmaması için "mücadele" ederken (Cihat Ederken) bir "suikast" sonucunda yaşamını yitirmesi de, o kişinin  bu "saldırıları" bertaraf etmeye çalışırken öldürülmüş olması nedeniyle, "Şehit" olarak değerlendirilmesini gerekli kılmaktadır. Zira ülkesi için "Allah Yolunda" bir "mücadele" yapmaktadır yani "Cihat" etmektedir. Zira Cihat kelimesi "mücadele" etmek anlamındadır. Cihat ve Savaşmak konularında Hz.Muhammed bölümünde "Savaşmak Zorunda Kalması, Savaş Kuralları, Cihat" başlığı altında ayrıca bilgi bulunmaktadır.

 

Ancak "Şehit" tanımlamasının devlet kurumlarında çalışanlarının "görevlerini" yaparken "herhangi bir şekilde" ölmeleri halinde de kullanıldığı görülmektedir. Bu uygulama Ayetlerde açıklanan ve "Allah Yolunda" olmak ile ilgili olan "özel" durum ile "tam olarak" aynı anlamı taşımamaktadır. Ayrıca böyle bir değerlendirilme yapıldığında özel sermaye kurumlarında veya herhangi bir işyerinde, örneğin üretim tesislerinde çalışanlardan görevlerini yaparken ölenlerin de "şehit" olarak düşünülmesi gerekecektir. Bu doğru bir yaklaşım olmamaktadır. Zira Ayetlere göre "şehitlik derecesine" ulaşılmasında asıl olan, Allah'a, Allah'ın "Tek Yaratıcı Güç" olduğuna, peygamberleri ve özellikle de "son Peygamberi" ile bütün insanlara bildirdiği uyarı, öğüt ve önerilere inanarak "iman" edenlerin, "bu inançları" nedeniyle kendilerine "savaş" açılarak bu inanışlarından vaz geçmeleri için zorlanmaları karşısında verdikleri mücadele (Cihat) sırasında öldürülmeleridir.

 

Bu durumda aslında oldukça açık bir şekilde anlamlandırılmış olan "şehitlik" derecesinin çeşitli siyasi veya çıkarlara dayalı olarak "genişletilmesi" doğru olmamakta hatta bu Ayetlerle açıklanan ilkelerin "inkâr" edilmesi söz konusu olmaktadır. Bu nedenle her ölüm için "şehit" denilmeden önce dikkat edilmesi ve "şehitlik" derecesinin "kutsallığının" dikkate alınması gerekmektedir.

ŞEHİTLİK
TÜRK BAYRAĞI.jpg
bottom of page